11 05 2020

Kök Neden Analizinin Sorumluluk Hukuku Bakımından İncelenmesi

Kök Neden Analizinin Sorumluluk Hukuku Bakımından İncelenmesi

 

Giriş :

 

Hukuk gerçeğin ortaya çıkarılmasını hedefler. Günümüz toplumunda bilimsel verilerden yararlanarak, zararın (hasarın) ortaya çıkış süreçlerinin açıklanması, gerçek sebep ve failin tespiti hem adalet duygusunun tatmini ve hem de ekonomik kayıpların telafisi için elzemdir.

 

Meydana gelen zararın altında yatan kök nedenleri tespit etmek üzere gerçekleştirilen sürece “Kök Neden Analizi (Root Cause Analysis)” adı verilir. Kök neden analizi sonucunda, zararın ne olduğu ve nasıl oluştuğunun yanı sıra, neden oluştuğu sorusunun da cevabı ortaya konulmaktadır. Zararın (hasarın) neden oluştuğunun anlaşılması, ileride zararın tekrarını önlemeye yönelik öneriler sunulabilmesi için gereklidir.

 

Yöntem:

 

 Kök neden analizi çalışmaları genelde dört ana adımdan oluşmaktadır:

 

1. Probleme ilişkin verilerin toplanması

2. Problemin görünür nedenlerinin ortaya konulması

3. Kök nedenin belirlenmesi

4. Kök nedeni ortadan kaldırmaya yönelik önerilerin sunulması

 

Kök neden analizinin ilk aşaması olan “Probleme ilişkin verilerin toplanması” aşamasında problemi tam olarak anlamak adına konuyla ilişkili tüm veriler toplanır. Analizin ikinci aşaması olan “Problemin görünür nedenlerinin ortaya konulması” aşamasında ise, problemin ortaya çıkışında meydana gelen olaylar silsilesi diyagramlar aracılığıyla belirlenir. Böylece problemin oluşumunda katkısı olan görünür nedenler ortaya konulmuş olur. Analizin üçüncü aşamasında ise ikinci aşamada ortaya konulmuş olan her bir görünür nedenin altında yatan, kök nedenler tespit edilmeye çalışılır. Böylece problemin altında yatan kök nedenler ortaya konulmuş olur. Analizin son aşamasında ise, tespit edilen kök nedenleri önlemeye yönelik öneriler sunulur. Önerilerin sunulması ile kök neden analizi bitmiş olur. Önerilerin uygulanmasının sağlanması ve takibi, kök neden analiz çalışmasının kapsamı dışındadır.

 

Kök neden analizi, problemler ortaya çıktıktan sonra işletilen bir süreç olduğu için reaktif bir yöntem olarak tanımlanmaktadır. Uçak kazalarından, üretim sektöründe oluşan kalite problemlerine kadar geniş bir uygulama alanına sahiptir. Sonuç olarak kök neden analizi yapılarak, problemlerin altında yatan asıl nedenler tespit edilebilir ve kalıcı çözümler üretilip problemlerin tekrarı ve katastrofik risklerin ortaya çıkması önlenebilir.

 

Sorumluluk Hukuku Açısından:

 

Kök neden analizini hukuki çerçevede bir yere yerleştirmek için “İlliyet Bağı” kavramını incelemek gerekir.  İlliyet bağı sebep sonuç ilişkisi demektir. Buna göre, zarar dediğimiz sonuç, buna sebep olan fiilden kaynaklanmaktadır. Haksız fiil faili ancak kendi fiilinin sonucu olan zararlardan sorumlu tutulabilir. Zarar, bu fiilden değil, başka sebeplerden kaynaklanıyorsa sorumluluk söz konusu olmayacaktır.

Bir zararın doğumuna çok değişik sebepler yol açabilir. Bunlardan hangisi ile zarar arasında sebep sonuç bağı kurulacak ve sorumlu kişi ya da kişiler saptanacaktır?  İşte kök neden analizi ile illiyet bağı kavramının kesiştiği nokta bu sorunun cevabında yatmaktadır. Zira kök neden analizi yapılarak problemin altında yatan asıl nedenler tespit edildiğinde kalıcı çözümler üretilerek problemin tekrarlanmasını önlemek mümkün olacaktır.

Tekrar sorunun cevabına dönersek, bu konuda iki teori vardır. Birinci teori olan şart teorisine göre, her zarar, bunun doğumu için zorunlu bulunan bütün fiillerle sebep sonuç bağı içindedir. Bu durumda, şart teorisi, zararla illiyet bağının oluşturulmasında belirsizliklere yol açabilecek niteliktedir. Zira, bir zararın doğumunda yol açabilecek çok uzak sebeplerden dahi sorumlu tutulma tehlikesi ortaya çıkabilecektir. İkinci teori olan uygun illiyet bağı teorisine göre, zarardan sorumlu tutulabilecek fiilin saptanmasında, yaşam deneyimlerine ve olayların akışına göre en uygun olanın araştırılması gerekir. Bir zarara sebebiyet veren birden fazla fiil varsa, bunlar arasında en uygun olanıyla illiyet bağı kurulmalı ve sorumluluk tespit edilmelidir,

Türk Hukukunda öğreti ve yargı kararlarında baskın görüş, bu ikinci teoriden yanadır.

Yukarıdaki iki teori dışında, Alman Hukukçuları tarafından son yıllarda geliştirilmiş yeni bir kavram ise hukuka aykırılık bağıdır. Alman Federal Mahkemesi de birçok kararında bu kavramdan yararlanmıştır. Bu kavram, daha sonraları İsviçre hukukçuları tarafından da tanınmaya başlamıştır. Bu kavram, uygun illiyet bağı kavramının, sorumluluğun sınırlandırılması için yetersiz kalması nedeniyle ortaya atılmıştır.

Zira, uygun illiyet bağı kavramına göre; sorumluluğu doğuran olay veya davranış, olayların normal akışına ve yaşam deneyimlerine göre, zarar dediğimiz sonucu ortaya çıkarmaya elverişli ise failin sorumluluğu gündeme gelecektir. Uygun illiyet kavramını geliştiren yeni eğilimler karşısında, sebep ve sonuç ilişkisinin saptanmasında, sadece mantık kurallarıyla yetinilemez, bunun yanında ahlaki açıdan yapılacak değerlendirme de göz önünde tutulmalı; zararlı sonucu sorumluluğun dayandığı davranış veya olaya bağlamanın adalete uygun olup olmadığı da değerlendirilmelidir.

Uygun illiyet bağı araştırılırken, zarara yol açan olaylardan geriye doğru objektif bir gözle bakılmalıdır. Sorumluluğun tayini, zarara yol açan olaydan önceki şartların ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Bu durum ise, uygun illiyet bağı teorisini, şart teorisine yaklaştırmaktadır.

Bu ve benzer gerekçelerle hukuka aykırılık kavramının, aşağıda açılardan sorumluluğun tayininde daha elverişli bir kavram olduğu ileri sürülmektedir.

Korunması amaçlanan kişiler çevresini tayin bakımından; haksız fiil nedeniyle tazminat sorumluluğu, ancak, ihlal edilen kural (norm) veya sözleşmenin korumak istediği kişiler lehine doğabilir.

Korunmaya değer hukuksal varlıkların sınırlandırılması bakımından; tazminat sorumluluğu, sorumluluğun dayandığı kural veya sözleşmenin korumayı amaç edindiği hukuksal varlıkların ihlal edilmesi halinde gündeme gelebilir.

Korunma amacı dışında kalan ihlal biçimi, tehlikeler ve zararlı sonuçlar bakımından; haksız eylemle ihlal edilen normun koruma amacı dışından kalan davranışlar (ihlal biçimleri), tehlikeler ve bu amacı aşan kapsamda zararlı sonuçlar için sorumluluk söz konusu olmayacaktır

Bütün bu açıklamalarımızdan, hukuka aykırılık bağı kavramının illiyet bağı kavramının yetersizliklerini ortadan kaldırma amacını taşıdığını, bazen sorumluluğu kurucu, bazen de sorumluluğu sınırlayıcı bir görev üstlendiği sonucu çıkmaktadır.

Failin fiiliyle, doğan zarar arasında sebep sonuç bağını kesen sebepler ortaya çıkabilir. Bu durumda doğan zarardan failin sorumlu tutulması mümkün değildir.

Borçlar Kanunumuz haksız fiil sorumluluklarında illiyet bağını kesen sebeplere ilişkin özel bir hüküm getirmemiştir. Buna karşılık, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda bu sebepler hükme bağlanmıştır (KTK md. 86). İlliyet bağını kesen üç genel sebep vardır. Bunlar mücbir sebep, üçüncü kişinin ağır kusuru ve zarar görenin ağır kusurudur.

Konuyu sigorta hukuku özelinde ele aldığımızda ise, bir sigorta sözleşmesinin yapılabilmesi için gerekli olan temel kuralları kapsayan kurallardan biri olan literatürde kabul görmüş sigorta genel prensiplerinden biri olan “yakın neden prensibi” ne bakmak gerekir. Yakın neden prensibi,  bir hasarın meydana gelmesine neden olan en etkili ve hakim sebeptir. İlk veya son sebep olabileceği gibi, her ikisi de olmayabilir. Yakın sebebi, diğer sebeplerden ayıran en önemli özellik, meydana gelen hasar ile arasında doğrudan bağlantı olması (Çuhacı, 2004:226), başka bir deyişle  hasarın oluşumuna etki ya da katkıda bulunmasının ötesinde tek başına belirleyici olmasıdır.

 

Bazı hasarların meydana gelmesine tek bir olay neden olabilmektedir ve bu olay, doğal olarak, hasarın yakın sebebidir. Ancak, bazı durumlarda hasarlar, zincirleme olayların sonucunda meydana gelebildiği gibi birden fazla olayın katkısıyla da oluşabilmektedir. Böyle bir durumda, hasarın yakın sebebinin tespit edilmesinde zorluklarla karşılaşılabilir.

 

Sonuç:

 

Sorumluluk ve sigorta hukukunda yapılacak kök neden analizi çalışmalarında, problemlerin altında yatan asıl nedenler tespit edilebilmesi ve kalıcı çözümler üretilip problemlerin tekrarı önlenebilmesi, gerçek failin belirlenmesi, daha adil ve güven veren bir yapıya ulaşılmasına hizmet edecektir. Bu analiz,  zararın ortaya çıkmasında etkili olan birden çok unsurun da rollerinin payı ve ağırlığını tespit açısından hukuk uygulayıcılarına yol gösterici olacaktır.

Av. Fatih Deniz ALAEDDİNOĞLU

Reasürör Dergi, Sayı: 116, s.12-13

 

Kaynakça:

 

1) Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Prof. Dr. Ahmet M. KILIÇOĞLU, 16. Bası, Ankara 2012, s. 299-304.

2) Çuhacı, Y. K. (2004). Açıklamalı Sigorta ve Reasürans Terimleri Sözlüğü, İstanbul: Ceyma Matbaacılık.

3) Türkiye Sigorta, Reasürans ve Emeklilik Şirketler Birliği, https://www.tsb.org.tr/sigorta-tanimlari., Erişim Tarihi. 13.01.2020.

4) Sorumluluk Hukuku Açısından Uygun İlliyet Bağı Teorisi, Doç.Dr. Fikret EREN, Ankara, 1975, Sevinç Matbaası

5) Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Prof. Dr. Safa REİSOĞLU, İstanbul, 2012, Beta Yayınları